18:35

İknanın Psikolojisi

Yazar:



 İknanın Psikolojisi düşünmeden verdiğimiz kararların altında yatan nedenlere ışık tutuyor ve aynı zamanda kişiler üzerinde uygulanan manipülasyon yöntemlerini anlatıyor. 


                        “6 YOL”


1. “İknanın psikolojisi”nin 6 Yolu;


İnsan beyni gün içerisinde karşılaştığı karmaşık problemleri yorulmadan çözebilmek için bazı kısa yollar keşfetmiştir. Bu kısayollar karar almamızda bizi etkileyen faktörleri oluşturur. Kişiler, markalar ve kurumlar bu kısa yolları manipüle etmekte oldukça

başarılıdır.


Hızlıca iknanın 6 Yolu;


a. Karşılıkta bulunmak: Hediye ver, sonra karşıdakini borçlu hissettir.


b. Bağlılık ve tutarlılık: Daha önceden verdiğimiz kararlara uygun davranmak isteriz ve inanırız.


c. Toplumsal Kanıt: Belirsiz konularda toplumdan farklı düşünmekten kaçınırız.


d. Sevgi: Sevgi manipüle edicidir ve mantıklı olmayan kararlar almamızı sağlar.


e. Otorite: Otoriteye her zaman saygı duyulur. Semboller üzerinden ilerler.


f. Azlık İlkesi: Az olan kıymetlidir.


2. Hep Nedenini Ararız:


İnsan davranışının bilinen bir ilkesine göre birisinden bize iyilik yapmasını istediğimizde bir sebep sunarsak başarılı olma şansımız daha yüksektir. İnsanlar yaptıklarının bir sebebi olmasını isterler.


3. Fiyatlandırma Algısı:


Pek çok araştırma insanların malzemenin kalitesinden emin olmadıklarında stereotip ilkesine başvurduklarını göstermiştir.

Daha iyi mal almak isteyen kişi düşük fiyata tenezzül etmemiştir.

Pahalı = iyi/ ucuz = kötü kuralı geçerlidir. Dilimizde ucuz kelimesi aynı zamanda bayağı anlamında da kullanılmaktadır.


                              Zıtlık


4. Zıtlık İlkesi:


Eğer 2. madde 1.’den biraz farklı ise biz onu olduğundan çok daha farklı görürüz. Eğer partide çekici biriyle konuşursak ve daha sonra daha az çekici biri bize katılırsa 2. kişi bize olduğundan daha az çekici gelecektir.

Ör: Giyim mağazaları satış elemanlarına önce en pahalı olanı satmalarını söyler. “Whitney Hubin ve Murphy’ye göre ” Bir takım alma amacı ile mağazaya giren bir adam, takımı aldıktan sonra aksesuarlar almak için neredeyse daha fazla para harcayacaktır.


5. Karşılıkta Bulunma Kuralı:


Bu kural, bir başkasının bize verdiğini bir şekilde geri ödemeliyiz, demektedir.

Kültürel antropologlar bu “borçluluk ağı”nı, bireyleri yüksek verimli birimler şeklinde bağlayan dayanışmanın yardılışını, eşya ve farklı hizmetlerin değişik formlarının değiş tokuşunu ve iş dağılımını mümkün kılan eşsiz bir adaptasyın mekanizması olarak görmektedirler.

Ör: Süpermarketlerdeki bedava numuneler. Burada müşterilere verilen az miktarda ürünler, tüketiciler ürünü sevmemiş olsa bile satın aldırabilir.

Ör: Amway ürünlerini satan satıcılar, ürünlerinin müşterinin evinde deneme amaçlı 72 saate kadar kalabileceğini söyler. Böyle bir taviz karşısında, ürünlerin satın alımı artar.


İknanın Psikolojisi – Bağlılık & Tutarlılık


6. İtaat Nasıl Oluşur?


Şaşırma, itaat oluşturan etkili bir faktördür. Bir talep karşısında şaşıran kişiler çoğunlukla itaat edeceklerdir. Sosyal psikologlar Stanley Milgram ve John Sabini (1975) NYC metrosunda insanların, diğer yolculara birinin yerine oturmayı istediklerini söyleyerek yerlerini istediklerini ima edenlere oranla onları “Afedersiniz. Yerinize oturabilir miyim?” diyerek şaşırtan kişilere yerlerini vermeye daha meyilli olduklarını söylemiştir.


7. Tutarlılık Davranışlarımızı Nasıl Etkiler?


Çoğu zaman hepimiz, düşüncelerimizi ve fikirlerimizi, yaptığımız veya karar verdiğimiz konularda tutarlı görebilmek için kendimizi kandırırız.


8. Bağlılığın Başlangıcı:


İnsanlara ilk önce çok büyük şeyler teklif etmek yerine, yapabilecekleri ya da çok da önemli olmayan küçük şeyler ile ilişkiyi başlatmak sonrasında daha büyük şeyleri istemenin yolunu açacaktır. Tersinden düşünürsek küçük tavizler vermenin ardından

daha büyük tavizler verilmesine yol açması gibi. Ör: Elini veren, kolunu kaptırır.

Ör: Bir müşteriyi bir markaya alıştırmak için çok büyük bir karar almasından önce, o markadan deneyebileceği daha küçük tutarlı ürünleri göstermek mantıklıdır. Giriş ürünleri olarak görülebilecek bu ürünler yavaş yavaş müşteri marka bağlılığını artıracak ve daha büyük hacimli alışveriş yapmalarını sağlamanın ilk

adımını oluşturacaktır.

Ör: Kahve Dünyası – Çikolata


                  Hafıza


9. Oyuncak Firmaları Şubatta Nasıl Satış Yapar?


Problem: Oyuncak firmaları herkes hediyelerini Noel zamanında aldığı için Şubat aylarında satışları çok düşer. Bunu engellemenin yollarını bulmaya çalışırlar.

Noel zamanı çocuklar babalarından belirli bir oyuncağı almalarını ister. Oyuncak firmaları ise o oyuncaktan Noel zamanı sınırlı sayıda piyasaya sürer. Çocuğuna söz veren baba o oyuncağı ikame etmek için Noel’i başka bir oyuncakla geçiştirir. Fakat çocuğun hafızasında kalan o oyuncak, belli bir zaman (şubat) geçtikten sonra stoklarda tekrar yerini alır ve baba da çocuğuna vermiş olduğu sözü tutmuş olur. Böylece firma Şubat’ta satışlarını devam ettirmiş olur.


10. İşaretli Yeri Neden İmzalatıyorlar?


Dilekçe imzalamanızı isteyen grupların topladıkları imzalarla neler yaptıklarını hiç merak ettiniz mi? Genelde bir şey yapmıyorlar, çoğunlukla dilekçenin amacı imzalayan kişilerin grubun pozisyonu ile bağlılık kurmaları dolayısıyla da konuyla ilişkili olanların gelecekte istenecek adımları atmaya daha meyilli olmalarını sağlamalarıdır.


                            Yöntem


11. Beyin Yıkama Metodları:


Çinliler esir Amerikan askerlerini kendi taraflarına çekmek konusunda oldukça başarılı bir yöntem bulmuştu. Bu yöntem;

Amerikan askerlerinin komünizm yanlısı soruları ve cevapları yazmalarıydı. Eğer gönüllü olarak bu tarzda yazılar yazmayı kabul etmezlerse, diğerlerinin defterlerinden kopyalamaları isteniyordu.

Çünkü bağlılık yaratmada yazılı beyanların büyük avantajı vardır. İlki, bir hareketin yapıldığının fiziksel kanıtıdır. Kendi el yazısı ile kişisel imajı ve inançlarının yaptıkları ile tutarlı olmasını sağlayan, geri döndürülemez, belgelenmiş bir hareket oluşturur.

İkincisi, yazılı bir ifade başkalarını ikna etmek amacıyla da kullanılabilir.


12. İltifat ve Bağlılık:


Usta politikacılar, bağlılık etkilerini uzun zamandır lehlerine kullanmaktadır. Eski Mısır başkanı Enver Sedat, müzakerelerden önce karşı tarafa, ülkelerinin insanlarının işbirlikçi ve adil olmaları ile bilindiğini belirtirdi. Bu çeşit bir iltifat sadece olumlu duygular oluşturmakta kalmaz aynı zamanda karşı tarafın kimliğini amaçları ile birleştirmiş olmaktadır.

Aktif taahhüt yapıldıktan sonra kişisel imaj her iki taraftan tutarlılık baskısı ile sıkıştırılmaktadır. İçten, kişisel imajı harekete uygun hale getirme baskısı vardır. Dıştan ise başkalarının bizi gördükleri şekilde ayarlamak.


13. Ekstra Çaba ve Bağlılık:


Amaca ulaşmak için gösterilen çaba, ulaştıktan sonraki bağlılıkta oldukça etkilidir.

Kabile kabul törenleri bunun açık örneğidir. Afrika’nın güneyindeki Thonga kabilesinin, erkek çocukların gerçek erkek olduklarını kanıtlamaları gereken bir kabul aşaması vardır. Bu tören 6 aşamada gerçekleşir; Dayak, soğuğa maruz kalma, susuzluk, tatsız yemekler yeme, ceza ve ölüm tehdidi.

Bunun sebebi “bir şeyi elde etmek için çok çaba sarfeden ve acı çeken kişiler elde ettikleri şeye çok az çaba sarf eden kişilerden daha fazla değer verirler.”

Markalarda “sadakat programları” aynı mantıkla ilerler.


        İknanın Psikolojisi – Toplumsal Kanıt


14. Toplumsal Kanıt – Konserve Kahkahalar:


Konserve kahkahaları izleyici için bu kadar çekici kılan ne?

Cevap hem basit hem merak uyandırıcı. Yapılan deneyler önceden hazırlanmış kahkahanın izleyicinin daha uzun süre gülmesini sağladığını ve sunulan malzemenin daha komik olduğunu vurguladığını göstermiştir. 


15. Toplumsal Kanıt İle Korkular Aşılabilir:


Toplumsal kanıt ilkesinin korkuları ortadan kaldırabileceğini ortaya koyan koyan araştırmacılardan biri Albert Bandura.

Bandura yaptığı araştırmada fobisi olan insanların bu aşırı korkulardan kolayca kurtulabileceğini göstermiştir. Köpeklerden korkan bir grup ana okulu öğrencisi, bir çocuğun mutlu şekilde günde 20 dakika köpekle oynamasını seyretmiştir. Sadece 4 gün sonra çocukların %67’si oyun odasına girip herkes gittikten sonra

köpeği severek köpekle yalnız kalmaya ikna olmuşlardı.


16. Toplumsal Kanıt – İntihar Bulaşıcıdır:


Werther etkisi. Werther etkisinin hikayesi hem ürpertici hem de şaşırtıcıdır. İki yüzyıldan daha uzun zaman önce Alman edebiyatının büyük ustası Goethe, Genç Werther’in Acıları adında bir roman yayınladı. Kitap büyük bir etki yarattı ve kitaptan özenip intihar eden kişi sayısını da artırdı. Bu etki o kadar güçlüydü ki bazı Avrupa ülkelerinde roman yasaklanmıştı.


17. Toplumsal Kanıt Ne Zaman Etkilidir?


Toplumsal kanıt en çok iki durumda etkilidir.

a. Belirsizlik: İnsanlar emin olmadıklarında, durum belirsiz olduğunda diğerlerinin davranışlarına bakarak o davranışların doğru olduğunu kabul eder.

b. Benzerlik: İnsanlar kendilerine benzeyen kişilerin hareketlerinden daha fazla etkilenirler.


İknanın Psikolojisi – Sevgi


18. Neden Bazılarını Seviyoruz?


Toplum bilimcilerin topladıkları araştırma sonuçlarına göre insanları sevmemizin bazı nedenleri var.

a. Fiziksel Çekicilik: İyi görünümlü kişilere otomatik olarak yetenek, zarafet, dürüstlük ve zeka gibi özellikler yüklüyoruz.

b. Benzerlik: Bize benzeyen insanları severiz. Benzerlik fikirde, kişisel özelliklerde, geçmişte ya da yaşam tarzında olabilir. Birbirine benzer tarzda kıyafet giyen insanları ilk görüşte kendimize daha yakın hissederiz.

c. İltifat: Birinin bizden hoşlandığı bilgisi karşı hoşlanma ve itaat yaratmak için çok etkili bir araçtır.Sigorta şirketlerinin satış kayıtlarını inceleyen bir araştırmacı, satışçı yaş, din, politika ve sigara alışkanlıklarında kendilerine benziyorsa müşterilerin o kişiden sigorta aldıklarını görmüştür.


19. Kurtarıcıdan Günah Çıkarıcıya:


Kurtarıcı olarak görülen kişiyle günah çıkarıcı olarak görülen kişi arasında çok küçük bir adım vardır. Birine günahlarını söyleyen ve onu bu yükten azat etmesini istediğin kişinin doğal olarak öncelikle seni bu sorundan kurtarabileceğini de düşünmen gerekir. İyi polis ve kötü polis durumunda, iyi polis’in yapmaya çalıştığı şey öncelikle kurtarıcı rolüne bürünmektir.


20. Yemek Tekniği ve Benzer Uygulamaları:


Gregory Razran tarafından 1930’larda yapılan bir araştırmada, deneklerinin yemek yerken insanlar ve yaşadıkları deneyimle ilgili daha olumlu düşündüklerini görmüştür.

Yemek tekniği, itaat profeyonellerinin kendi sevilen özelliklerini fikirlerine ve onlarla yapay olarak bağlı olan kişilerle bağdaştırmak için yemeğin yerine kullanacakları pek çok şey olduğunu fark etmelerine de yakındır.

Bu yüzden radyo programcıları hit bir şarkı çalmadan önce jingle’ların çalmaktadır. Ve yine bu yüzden Tupperware toplantılarında kadınlar bingo oynarlarken kazandıkları zaman ödüllerini almadan önce Bingo yerine Tupperware diye bağırmaktadır.

Ör: Alışkanlıkların Gücü


21. Sporun Tutkusu Nereden Geliyor?


Isaac Asimov ‘un izlediğimiz yarışmalara olan tepkimizi açıklamak için söylediği gibi,” Her şey eşit olduğunda cinsiyetine, kültürüne ve yerelliğine göre desteklersin… Ve kanıtlamak istediğin şey diğer kişiden daha iyi olduğundur. Desteklediğin kişi seni temsil eder ve o kişi kazandığında sen de kazanırsın.”

Taraftarlar bu yüzden zafer getiren kişilere karşı daha sevgi dolu ve daha minnettardır. Taraftar yenilgiden sonra aynı sebepten dolayı oyunculara, antrenörlere ve yetkililere karşı zalim ve yıkıcıdır.


İknanın Psikolojisi – Otorite & Azlık


22. Lüks Arabalara Daha Az Korna Çalınır.


San Francisco bölgesinde yapılan araştırmadaki sonuçlara göre, prestijli otomobil sahipleri diğerlerinden daha fazla itibar görürler. Araştırmacılar sürücülerin yeşil ışıkta önlerinde bekleyen yeni bir lüks otomobile korna çalmadan önce eski otomobile çaldıklarından daha uzun süre beklediklerini gözlemlemişlerdir.

Sürücüler ekonomik araba sürücülerine daha az sabır göstermişlerdir. (Doob ve Gross, 1968)


23. Azlık İlkesi;


Daha az erişilebilir olduğunda fırsatlar daha değerli olur.İnsanlar için bir şeyi kaybetmek aynı değerde bir şeyi kazanmaktan daha fazla motive edicidir.

Azlık ilkesinin motivasyonlarına 5 şekilde ulaşılabilir;

a. Sınırlı Sayılar

b. Zaman Kısıtlaması

c. Kısıtlanma

d. Sansür

e. Ulaşılması zor, daha pahalı ürünler




     
20:11

ARTIK BİLİYORUM

Yazar:


Yıl 1998 idi. Chicago Sun-times'in usta flim eleştirmeni merhum Gene Siskel'la bir canlı yayın röportajında Beloved filmini tanıtıyordum. Her şey yolunda gidiyordu, ta ki sıra konuyu toparlamaya gelene kadar. "Söyle bana" dedi Gene, "artık kesinlikle biliyorum dediğin ne var?"

Tamam, ben de dünkü çocuk değildim. Yıllardır ben başkalarına, Başkaları da bana sürüyle soru sormuştu. Söyleyecek söz bulamadığım pek olmamıştı ama itiraf etmeliyim ki bu adam beni dilsiz bırakmıştı. 

Daha büyük, daha derin, daha karmaşık bir şeylerin peşinde olduğunu çok iyi bildiğim halde, yarı alakalı da olsa bir cevap bulana kadar oyalamaya çalışarak, "Şey, flim hakkında mi?"  Diye geveledim.

"Hayır" dedi. "Ne demek istediğimi biliyorsun. Kendin, hayatın, herhangi bir şey hakkında..."

"Şey, kesinlikle bildiğim... Yani....şu anda kesinlikle bildiğim, bunun hakkında kesinlikle düşünmem gerektiği, Gene" dedim. 

On altı yıl ve epey bir düşünmenin ardından bu soru hayatımın merkezine yerleşti: Sonuçta, gerçekten artık kesinlikle biliyorum dediklerim.


Kesinlikle biliyorum ki her yeni gün, derin bir nefes alıp ayakkabılarınızı fırlatmak ve dışarı çıkıp dans etmek -pişmanlik duymadan- olabildiğince neşe ve dayanabildiginiz kadar kahkaha dolu bir hayat yaşama seçeneği verir. Ya hayat sahnesine çıkıp vals yapma cüretini gösterir, ruhunuzun sizi dürtüp gösterdiği yönde yaşarsınız ya da duvarın dibinde sessizce oturup korkuyla ve kendinizden şüphe ederek gölgelere çekilirsiniz. 

Oturmak ile dans etmek arasında bir seçeneğin olduğunda umarım dans edersin.

Artık şunu kesin olarak biliyorum: Hayalini kurduğunuz hayat ancak böyle bir süreci amaç haline getirirseniz gerçekleşir. 

Hayatta olmanın bütün amacı, olmanız gereken insan olmak, dışınıza ve içinize doğru yeniden ve yeniden büyümektir. 

En büyük heyecan, hayallerinizdeki hayatı yaşamaktır. 

İşte o zaman bir şeyi kesin olarak bildiğimi fark ettim: Sevdiğin şeyi yaparak para kazanırsan aldığın her maaş bir ikramiyedir. Kendinize hayatınızın ikramiyesini verin: Tutkunuzun peşine düşün. Neyi sevdiğinizi keşfedin. Ve onu yapın!

Ralph Waldo Emerson'in dediği gibi, "Huzuru size kendinizden başka hiç kimse veremez." 


Zor zamanlarimda genellikle Stard adlı bir gospel dinlerim. Şarkı sözlerinin yazarı Donnie McClurkin şöyle der:

"Elinden geleni yaptıysan ve yine de yetmiyorsa ne yaparsın? Her şeyini verdiysem ve yine de işe yaramıyorsa ne yaparsın?" Cevap McClurkin'in basit nakaratındadir:

"Sadece dayanırsın."

İşte güç böyle gelir, direnç ile yüzleşip içinden geçerek. Azmeden insanlar şüphe ve korku duymuyor, yorulmuyor değiller. Yoruluyorlar. Yine de en zor anlarımızda atabileceğimizi düşündüğümüzden sadece bir adım daha fazla atarsak, her insanda bulunan o inanılmaz azimden yararlanırSak hayatın sunduğu en büyük derslerin bazılarını öğrenebiliriz.

Mücadele, sıkıntı, direniş ve çoğunlukla acı olmadan güç Kazanilmadığını artık biliyorum. 

İyi öğrendiğim en büyük derslerden biri, başarı mücadelesinde Kara bir delik gibi görünen bazı durumların aslında size yeni bir yolu işaret eden Evren olduğudur. Her şey bir mucize, bir lütuf, bir fırsat olabilir. Yeter ki, siz öyle görmeyi bilin.

Kitapta altını çizdiğim bir çok yazı var. Okumanızı tavsiye ederim. Instagram'da beni takip etmek isterseniz linki tıklayabilirsiniz.

Alev_krc



08:41

ZENGİN BABA YOKSUL BABA

Yazar:

 Toplumun onaylanmaması korkusu Sıçan Yarışından ayrılmamızı ve zenginleşmemizi engelliyor.



 Çoğumuz sıçan yarışı ifadesinin ne anlama geldiğini bilmiyoruz, peki bunu nasıl tanımlarız? 

Tanım olarak; “Kendin dışında herkes için sonsuz çalışma rutinidir”. Bu, tüm işi yaptığınız anlamına gelirken, diğerleri- hükümet, fatura tahsildarları ve Patronlarınız- ödülün çoğunu alır.


Genellikle fare yarışı hakkında hepimizin bir parçası olduğu şey olarak konuşuruz. Aynı zamanda bundan nefret ettiğimiz bir şey olarak da konuşuyoruz. Peki neden yarışmaya devam ediyoruz?


 Çünkü çoğu insanın hayatına toplumun onaylamama korkusu hakimdir. 

Örneğin, “Okula git, sıkı çalış, iyi bir iş bul” sürekli bunu düşün. Ailemizin geçmiş fikirleri üzerine kurulmuş eski bir tavsiye olmasına rağmen, bu düşünceyi hala öğretiyoruz. 

O zamanlar, muhtemelen üniversiteden bir iş çıkarmış, aynı şirkette onlarca yıl çalışmış ve rahat bir emekli maaşıyla emekli olmuştunuz. 

Bugün, bu artık mali mücadelelerden veya yoksulluktan uzak bir yaşam için garantili bir tarif değil. Gerçek şu ki, sıkı bir şekilde çalışabilir, iyi bir okula girebilir ve finansal büyüme görmeden yüksek ücretli bir işten mezun olabilirsiniz, çünkü hala “sıçan yarışında” sıkışıp kalıyorsunuz.


 Patronlarınız -Sizden değil-tüm sıkı çalışmanızdan zenginleşiyor. Bununla birlikte, doğduğumuzdan beri bize talim haline getirilmiş beklentileri ihlal etme korkusuyla yukarıdaki düşünceye hala inanıyoruz ve takip ediyoruz. 

Sonuç? 

Yoksulluktan kaçınıyor olabiliriz, ama kesinlikle daha da zenginleşmiyoruz. 

Korku ve açgözlülük, finansal açıdan cahil insanları mantıksız kararlar almaya itebilir. 

Para söz konusu olduğunda, herkes- zengin ya da değil - iki temel duygu yaşar: açgözlülük ve korku.

 Paranız varsa, satın alabileceği tüm yeni şeylere odaklanabilirsiniz (açgözlülük). Eğer sahip değilseniz, asla yeterli (korku) olmayacağından endişeleniyorsunuz. 

Mali durumlarını nasıl yönetecekleri konusunda bilgisiz insanlar, bu duyguların karar verme süreçlerini yönlendirmelerine izin vermeye eğilimlidirler.


Örneğin, az önce bir promosyon ve büyük bir ücret artışı aldığınızı varsayalım. 

Ekstra parayı, zaman içinde para kazanacak olan hisse senetleri veya tahviller gibi bir şeye yatırım yapabilir veya kendinizi bir araba veya ev gibi yeni satın alımlarla tatmin edebilirsiniz.

 Eğer mali açıdan cahil bir insansanız, duyguların direksiyona geçtiği yer burasıdır. Para kaybetme korkusu o kadar güçlü ki, algılanan riskler nedeniyle hisse senetlerine veya diğer varlıklara yatırım yapmanızı engelliyor, ancak bu tür yatırımlar uzun vadede servet getirecektir. 

Aynı zamanda, hırs, artan maaşınızı daha iyi bir yaşam tarzına, örneğin bir şirkette hisse satın almaktan çok daha gerçek ve daha güvenli bir seçenek gibi daha büyük bir ev satın alarak harcamanıza ilham verir. 

Bununla birlikte, bu yükseltme aynı zamanda daha büyük bir ipotek ve daha yüksek faturalar anlamına gelir ve bu da zammınızı etkili bir şekilde reddeder. 


Korku ve açgözlülük, finansal açıdan bilgisizliğin uzun vadede zenginleşmesini nasıl engeller.

 Peki bu güçlü duygulara nasıl karşı koyabilirsiniz? 

Yatırım, risk ve borç gibi şeyler hakkında finansal bilgilerinizi geliştirerek.

 Bu, sizi hırs ve korku karşısında bile rasyonel kararlar vermeniz için daha iyi bir konuma getirecektir.

 Hem kişisel hem de toplumsal refah için yaşamsal olmasına rağmen, finansal istihbarat konusunda eğitim almıyoruz. Çoğu insan zengin olmak için yetenekli ve yetenekli olmak için de yeterli olduğunu düşünüyor. Ama aslında, dünya bu insanlarla doludur ve çoğu fakirdir. 

Eksik oldukları şey, muhasebe, yatırım ve benzeri finansal konular için kapsamlı bir yetenek olan finansal istihbarattır (mali soruşturma). 


Ne yazık ki, bu istihbarat olmadan yetiştirildik. Okul sistemlerimiz, insanları çeşitli yararlı konularda eğitmek için kuruldu, ancak finansal istihbarat bunlardan biri değil. 

Çocuklar tasarruf veya yatırım gibi konular hakkında eğitilmezler ve sonuç olarak bileşik faiz gibi konular hakkında ipucu dahi veremezler – bu durum, bugün lise öğrencilerinin bile kredi kartlarını en üst düzeye çıkardıkları gerçeği ile açıkça fark ediliyor. 

Finansal istihbarat (mali soruşturma) konusundaki bu eğitim eksikliği yalnızca bugünün gençleri için değil, aynı zamanda paralarıyla zayıf kararlar veren yüksek eğitimli yetişkinler için de bir sorundur. 


Örneğin, politikacılar genellikle toplumdaki en parlak, en iyi eğitimli insanlar olarak kabul edilir, ancak ülkelerin ulusal borçların sendelemesinin bir nedeni var:

 İktidarda bulunan politikacıların çoğunun finansal zekası çok az veya hiç yok. 

Sıradan insanlar da emeklilik planlamasındaki eksikliklerin kanıtladığı gibi, para meselelerini ele alma konusunda şaşırtıcı derecede kötü olabilirler. 


Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri'nde işgücünün yüzde 50'si emekli değildir ve geri kalanının yaklaşık yüzde 75 ila 80'inin emekli maaşı bulunmamaktadır. 

Açıkçası, toplum bizi finansal bilgi açısından yetersiz bırakmıştır ve bu yüzden kendisini eğitmek bireye bağlıdır. Kendimizi büyük ekonomik değişim zamanlarında servet ararken bulduğumuzda, bağımsız olarak iyi bir finansal eğitim almak daha da gerekli hale gelir. 

Finansal kendi kendine eğitim ve mali durumunuzun gerçekçi bir değerlendirmesi, zenginleşmenin yapı taşlarıdır.


Kişisel servet yolculuğuna hayatınızın herhangi bir noktasında başlayabilirsiniz, ancak ne kadar erken başlarsanız o kadar sizin için iyi olur. - 20 yaşından başlarsanız, 30 yaşından başlamaktan çok daha zengin olursunuz. 

Yaştan bağımsız olarak, başlamak için en iyi yol, mali durumunuzu değerlendirmek, kendinize hedefler koymak ve daha sonra onlara ulaşmak için gerekli eğitimi elde etmektir. 

İlk olarak, mevcut finansal durumunuza dürüst bir şekilde bakın. 

Mevcut işinizle, şimdi ve gelecekte gerçekçi bir şekilde ne tür bir gelir bekleyebilirsiniz ve sürdürülebilir bir şekilde ne tür harcamalar yapabilirsiniz?


 Örneğin, ağzınızın suyunu akıtan yeni bir Mercedes'in henüz sizin için uygun olmadığını görebilirsiniz. 

Bundan sonra, gerçekçi finansal hedefler belirleyebilirsiniz. 


Örneğin, Mercedes'in beş yıl içinde elinizin altında olmasını istediğinizi söyleyebilirsiniz. 

Bir sonraki adım finansal istihbaratınızı (mali soruşturma) oluşturmaya başlamaktır. Bunu kullanabileceğiniz en büyük varlığa yapılan bir yatırım olarak düşünün: zihniniz. 

Bunu herhangi bir şekilde yapabilirsiniz, ancak iyi bir yaklaşım biçimi olarak bakış açınızı değiştirmek olacaktır: 

kazandığınızla değil, öğrendiklerinizle çalışın. 


Örneğin, reddedilmekten korkuyorsanız, bir ağ pazarlama şirketinde çalışmak için kısa bir dönem deneyin.

 İnanılmaz bir maaş alamasanız da gelecekte çok yararlı olacak çok fazla satış becerisi ve özgüven kazanacaksınız. 

Boş zamanlarınızda finans eğitiminizi de geliştirebilirsiniz. 

Finans derslerine ve seminerlere kaydolun, konuyla ilgili kitapları okuyun ve uzmanlarla iletişim kurmaya çalışın. 

Finansal vakfınızı bu yapı taşlarına dayandırırsanız, bir gün zengin olma şansınız yüksektir.


Zengin olmak için risk almayı öğrenmelisin.

 Delilik aynı şeyi tekrar tekrar yapmak ve farklı sonuçlar beklemek olarak tanımlanır.

 Bu mantıkla, mevcut finansal durumunuzu değiştirmek istiyorsanız, mali durumunuzu farklı şekilde ele almaya başlamanız gerekir. 

Yapmanız gereken en büyük değişiklik risk almayı öğrenmek. 

Finansal olarak başarılı olan tüm insanlar bulundukları yere ulaşmak için risk almışlardır ve başarılıdırlar. 

Çünkü bu risklerden korkmak yerine onları yönetirler. 

Risk almak, ki bankadaki hesabınıza para yatırırken yaptığınız şeydir, paranızla her zaman dengede ve güvende olmak manasına gelmez.


 Güvenli oynamak yerine, paranızı hisse senetlerine veya tahvillere yatırmayı deneyin.

 Bunların tipik banka hesaplarından daha riskli olduğu düşünülse de, çok kısa sürede çok (çok daha fazla) - bazen (hisse senetleri gibi) zenginlik yaratma şansı vardır. 

Ya da kendinizi borsaya teslim etmek istemiyorsanız, uzun vadede servetinizi büyütmeye yardımcı olacak çeşitli gayrimenkul yatırımları vardır, 

örneğin gayrimenkul veya vergi kredisi sertifikaları. 

Vergi haciz belgelerinde faiz oranları yüzde 8 ile 30 arasında değişmektedir. 

 Böylece, daha büyük bir gelir elde etmeye başlamak için bu büyük şansı almanın ve sundukları daha büyük riskleri ele almanın gerekli olduğunu görüyorsunuz. 

Servete giden yol uzun, bu yüzden kendinizi motive etmelisiniz.


Servete yolculuk uzun ve yorucudur. 

Aniden düşmeye yatırım yaptığınız bir hisse senedinin fiyatını görmek gibi bir engelle karşılaştığınızda cesaretinizi kaybetmek kolaydır. 

Finansal hedeflerinize ulaşmak için, aksilikler karşısında bile motive olmanın yollarını bulmanız gerekir. 

Motivasyonu artırmanın bir yolu, kişisel referansınız için bir “istiyorum” ve “istemiyorum” listesi oluşturmaktır.


 Örneğin: "Annemle babam gibi olmak istemiyorum" ve "Üç yıl içinde borçlarımdan kurtulmak istiyorum." 


Zenginlik yolculuğunuza neden devam etmeniz gerektiğini hatırlatmanız gerektiğinde bu listeleri çıkarın. 


Motive olmanın bir başka iyi yolu, faturalarınızı ödemeden önce kendinize para harcamaktır. 

Biraz mantıksız olmasına rağmen, bu şekilde her iki hedefinizi de karşılamak için her ay ne kadar ekstra paraya ihtiyacınız olduğunu göreceksiniz:

 gözünüzde büyüttüğünüz vintage gitarı satın almak ve fatura tahsilatçılarınızın taleplerini karşılamak gibi arzuları yerine getirebilirsiniz. 

Bu, birçok kredi kartı borcunu tahsil etmeniz gerektiği anlamına gelmez, ancak önce kendinize “ödeme” yapmaya devam edin; daha sonra faturalarınızı ödemenin ekstra baskısı, her ikisini de tatmin edecek kadar para kazanmak için yaratıcı yollar bulmanız için size ilham verecektir. 


Bu yöntem aynı zamanda finansal olarak başarılı olan herkesin temel özelliği olan finansal öz disiplininizi de keskinleştirecek ve geliştirecektir. 

Dışarıdan ilham almak için Warren Buffett veya Donald Trump gibi varlıklı insanların yaşam öykülerini araştırın. Zafer elde etme mücadelelerini nasıl aştıkları hakkında okumak, sizi hırslı tutmanıza yardımcı olacaktır.


Bu ipuçlarını uygulamaya koyun ve servete giden yolda motive olmanın o kadar da zor olmadığını anlayacaksınız.

 Tembellik ve kibir finansal açıdan bilgili insanları bile yoksulluğa sürükleyebilir.

 Finansal zekanızı güçlendirdikten sonra bile, kişilik tuzakları sizi ve paranızı hala tehdit edebilir. 

Tembellik ve kibir bu tür iki tuzaktır, çünkü onlar size karşı belirgin olmayan yollarla çalışabilirler. 

Tembellikleri genellikle etrafta eğilmek ve hiçbir şey yapmamak olarak düşünüyoruz, ama aslında tembellik mutlaka hareketsizlik anlamına gelmiyor; ayrıca yapılması gereken şeylerden de kaçınılabilir. 


Örneğin, haftada 60 saatten fazla çalışan bir iş adamı düşünün. Dışardan bir göze göre hiç tembel değil. Ancak, bu tür gece geç saatlerde çalışarak ailesini yabancılaştırdı. Zaten evde sorun belirtileri gördü, ancak onlara hitap etmek yerine kendini işe gömdü. Kısacası tembelleşiyor: yapması gerekenden kaçınıyor ve muhtemelen pahalı bir boşanma şeklinde sonuçlara maruz kalacak. 

Benzer şekilde, kibir yıkıcı bir zayıflık olabilir. 

Her zamanki tanımın aksine, finansal yıkım söz konusu olduğunda “cehalet artı ego” olarak tanımlanabilir; zayıf finansal bilgi ve bunu kabul etmekten gurur duyan bir ego kombinasyonu. 

Kibir, yatırım yaparken özellikle tehlikeli bir kusurdur. 

Örneğin, bazı hisse senedi brokerleri size daha fazla hisse satmak ve kendi komisyonlarını en üst düzeye çıkarmak için kibirli tarafınızı beslemeye çalışacaktır. 

Dürüst olmayan kullanılmış araba satıcıları gibidirler; olumsuzlukları hakkında sizi cahil tutarken, bir yatırımın pozitifliği ile egonuzu artırırlar. 

Finansal bir dahi olsanız bile, bu kişilik tuzaklarını kontrol altında tutun. Bu şekilde, finansal yıkımdan kaçınma olasılığınız daha yüksektir.


Sadece cebinize para koyan varlıklara yatırım yapın ve paranızı borçlandırmaktan kaçının.

 Güçlü yatırım kararları verdiğinizden emin olmak için varlık ve borç arasındaki farkı bilmek gereklidir. 

Oldukça basit bir şekilde, varlık size para kazandıran bir şeyken, borç ise sizde bir yükümlülüğe mal olur. 

Açıkçası, çoğunlukla varlıklara yatırım yaparsanız zenginleşmeniz daha olasıdır. 

Varlıklar arasında işletmeler, hisse senetleri, tahviller, yatırım fonları, gelir getirici gayrimenkul, borç senetleri, fikri mülkiyetlerden elde edilen gayri maddi haklar ve gelir üreten, zaman içinde değer kazanan ve kolayca satılabilen diğer her şey yer alır. 


Varlıklara yatırım yaptığınızda, dolarlarınız sizin için gelir yaratmak için uğraşan çalışanlar haline gelir. 

Ne kadar çok “çalışan” taahhüt ederseniz o kadar iyidir. 

Amaç, gelirinizi olabildiğince giderlerin üzerine çıkarmak ve sonra fazla geliri varlıklarınıza yeniden yatırmak, sizin için çalışmak için daha fazla dolar kullanmaktır. 

Ne yazık ki, birçok yatırımcı sürekli olarak varlıklar için belirli yükümlülükleri karıştırmaktadır.

 Örneğin, bir ev genellikle bir varlık olarak kabul edilir, ancak aslında sahip olabileceğiniz en büyük yükümlülüklerden biridir.

 Bir ev satın almak, genellikle 30 yıllık ipotek ve emlak vergileri ödemek için tüm hayatınızı sürdürmek anlamına gelir. 

Bu size karşı iki şekilde çalışır: 

İlk olarak, önümüzdeki 360 ay boyunca her ay gelirinizden (büyük bir yükümlülük belirtisi işareti) büyük bir masraf almanız garanti edilir. 

İkincisi, bu 360 ödeme, kiracılara kiraladığınız hisse senetleri veya gayrimenkul gibi potansiyel olarak daha kazançlı varlıklara yatırılmış olabilir.

 Varlık ve borç arasındaki farkı bildiğinizden emin olmak, paranıza neyin yatırılacağını ve nelerden kaçınacağınızı sağlıklı bir şekilde değerlendirebileceğiniz anlamına gelir.


Mesleğiniz faturaları öder, ancak işiniz sizi zenginleştirecektir.

 Çoğu insan mesleklerini ve işlerini bir ve aynı şey olarak görür. 

Bununla birlikte, kişisel finans söz konusu olduğunda, bir fark var:

 Mesleğiniz, faturaları ödemek, yiyecek satın almak ve diğer yaşam maliyetlerini karşılamak için haftada 40 saat yaptığınız şeydir. Genellikle, size “restoran sahibi” veya “satıcı” gibi belirli bir unvan verir. 

Öte yandan işiniz, varlıklarınızı büyütmek için zaman ve para yatırdığınız şeydir. 

Bir meslek sadece masraflarınızı karşıladığından, bunun tek başına sizi zenginleştirmesi olası değildir. 

Servet elde etmek için, mesleğinizde çalışırken bir iş kurmalısınız.

 Örneğin, mutfak sanatları okuluna giden ve ticaretin tüm püf noktalarını bilen bir şefi ele alalım. 

Mesleği - yemek pişirme - kira ödemek ve ailesini beslemek için yeterli para sağlamasına rağmen, hala zenginleşmiyor. 

Alternatif olarak, her ayın kalan gelirini hisse senedi alım satımına yatırım yapan bir araba satıcısını düşünün. 

Her iki durumda da meslekler aylık olarak hayatta kalabilmek için yeterli gelir sağlamıştır.

 Bununla birlikte, ekstra gelirlerini işlerine sokarak, bu insanlar varlıklarını da büyütüyor ve servete doğru adımlar atıyorlar. 

Mesleğiniz genellikle işinizi başlangıçta finanse eder; bu nedenle, işiniz sürdürülebilir büyüme göstermeye başlayana kadar günlük işinizi sürdürmek akıllıca olacaktır. 

Bu olmaya başladığında, varlıklarınız - mesleğiniz değil - ana gelir kaynağınız haline gelir. Ve bu, gerçek finansal bağımsızlığın işaretidir.


Vergilerinizi en aza indirmenize yardımcı olacak vergi kodunu öğrenin. 

Herkes vergilerin kişisel servetten düştüğünü bilir, ancak çoğu insan ödediği vergileri nasıl en aza indirebileceklerini öğrenmekle uğraşmaz. 

Bunun yasal olarak elde edilmesinin birçok yolu vardır. 

Vergilendirmeyi azaltmanın bir yolu, bir kurumun kapsamı üzerinden paranızı yatırmaktır. 

Kendi şirketiniz aracılığıyla yatırım yaparsanız, kazandığınız para kendi adınıza yatırım yaptığınızdan çok daha yumuşak bir şekilde vergilendirilir. 

Amerika Birleşik Devletleri'nde şirketler başka faydalar da sağlar. 

Örneğin, borçlar ve yükümlülükler, ters giden yatırımlarda sınırlı zarara karşı sigortalanan, şirket sahibinin adına değil şirketin adına konur. 

Bir çalışan olduğunuzda, kazanırsınız, vergilendirilirsiniz ve sonra geriye kalanlarda yaşamaya çalışırsınız. 

Bir şirket tarafından korunduğunuzda, kazanabileceğiniz, yatırım yapabileceğiniz veya harcayabildiğiniz kadar harcama yaparsınız ve sonra kalanlara vergilendirilirsiniz. 

O halde, şirketlerin insanların çok hızlı bir şekilde zenginleşmelerine yardımcı olması şaşırtıcı değildir. 

Vergilerinizi de en aza indirmenin başka yolları da vardır; 

bu sadece vergi sisteminin birçok boşluk ve yararları konusunda kendinizi eğitmektir.

Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri vergi sisteminin İç Gelir Kanunu'nun 1031 Bölümünden dolayı, mevcut gayrimenkul varlıklarınızı daha pahalı olanları satın almak için satıyorsanız, hükümet mülkü tasfiye edene kadar yeni gayrimenkulünüzün vergilendirilmesini geciktirir. 

Bu, sermaye kazancınızın arttığı anlamına gelirken, hükümet sizden daha sonraya kadar herhangi bir şey almaktan kaçınır.


08:02

PRENSİPLER RAY DALIO

Yazar:

iş kurma ilkelerini öğrenin.

 


Ray Dalio dünyanın en zengin insanları arasında, bu yüzden doğru bir şeyler yapıyor olmalı, değil mi? Ancak, bu özette göreceğimiz gibi, başarılı bir operasyon yürütmek çok da zor değildir. Herhangi bir kimse, onları doğru yolda tutmak için her zaman orada olan bir dizi temel ilkeye sahip olarak başarılı bir organizasyona liderlik edebilir.

 

Şirketinizde neyin önemli olduğunu anlamak, elbette, kendiniz için çözmeniz gereken çok kişisel bir konudur. Ancak iş açısından bakıldığında, sorunların kokuşmasını önleyecek bir güven ve şeffaflık ortamı yaratmak için personelinize dürüst olmak gibi mantıklı olan bazı değerler vardır.

 Öyleyse dalın ve Ray Dalio’nun başarı sırlarını daha fazla öğrenelim!

 

Bu özette öğrenecekleriniz,

• bir işi yürütmenin mekanik olmak gibi bir şey olduğu;

• şefkat neden her zaman en iyi politika değildir; ve

• yukarıdan aşağıya işinizi nasıl kuracağınız.

 Gözlerini büyük resimden kaçırmak istemiyorsan doğaya ve evrime bak.

 Bazen hayat çok bunaltıcı olabilir, her yönden size karşı gelen pek çok soru ile, bir kar fırtınasında sıkışıp kaldığınızı hisseder, bir adım ötenizi dahi göremezsiniz. 


Bu gibi durumlarda, hangi yoldan dönmeniz gerektiğini veya hangi kararları vermeniz gerektiğini söylemek imkansızdır.


Bu yüzden hayatınızda somut yol gösterici ilkelere sahip olmak çok önemlidir. Bu durum tıpkı kar fırtınasında pusulaya sahip olmak gibi, bu tür ilkelerle donatılmış olmak, her zaman tam olarak nereye gittiğinizi ve koşullar ne olursa olsun, hangi seçeneklerin sizi bu yolda tutacağını bileceğiniz anlamına gelir.

 

Kısacası: prensiplere sahip olmak size her duruma uygulanabilecek temel hakikatleri sunarak, hedeflerinize ve yaşamak istediğiniz yaşama doğru ilerlemenizi sağlar.

 

Yol gösterici ilkelerinizin ne olduğunu anlarken, hayata gerçekçi bir bakış açısı sağlamak önemlidir. Hayatın zaman zaman dağınık ve rahatsız edici olmayacağını düşünmek için kendinizi kandırmayın. Yazar, gerçeğin her zaman hoş olmadığının farkındadır ve bu anlayış ilkelerinden birinin duygulara değil, rasyonel düşünmeye yönlendirilmesine yol açmıştır.

 

Er ya da geç hepimiz hayatın her zaman ideal olmadığı gerçeğini hatırlatıyoruz ve bunu akılda tutmak önemlidir.

 

Doğayı düşün. Güzel bir ceylanın bir sürü kısır sırtlan tarafından yenildiğini görmek üzücü. Ancak bu, yaşamın doğal bir kanunu – zamanla evrimleşen dengeli ekosistemin bir parçasıdır. Eğer bu gerçeği inkar edip müdahale etmeye çalışsaydınız, bunun tehlikeli yansımaları olurdu.

 

Unutmayın, bazen işler ters gidecektir. Ve başarısızlığın genellikle öğrenme, uyum sağlama ve evrimleşme için değerli bir şans sağladığını da unutmayın.

 Uzun zamandır var olan herhangi bir iş, zor zamanları geride bırakıp değişime adapte olmak zorunda ve bunu eninde sonunda yapması da gerekecek. Adım adım zor zamanlar geçirin ve her zaman öğrenmeye ve gelişmeye devam edin.

 Doğru hedefi seçerek öğrenmeye ve gelişmeye devam etmek önemlidir.

 

Atletik eğitim yöntemlerinden yararlanmak için profesyonel bir atlet olmak zorunda değilsiniz. Hatta, hayatı bir oyun olarak düşünmek, sonuç almaya ve hedeflerinize ulaşmaya odaklanmanıza yardımcı olabilir.

 Bu bakış açısı, kötü zamanların üstesinden gelmeyi kolaylaştırabilir. En iyi sporcuların bile durağanlık dönemleri vardır. Bu yüzden hayatın uzun süren bir galibiyet olmayacağını hatırlamak akıllıca olacaktır. 

İşler mükemmel gitmediğinde, düzelinceye dek sakin kalmak en iyisidir.

 Ancak nihai bir hedefiniz olmadan oynamaya başlayamazsınız. İyi bir hedef belirlemenin sırrı işlerinizi öncelemek ve daraltmaktır.

 Hayatta neredeyse her şey mümkündür, ancak hepsine sahip olamazsınız. Yaygın bir hata, bir defada çok fazla hedefe ulaşmaktır. Ama gerçek şu ki, bir hedef seçtiğinizde, otomatik olarak süreçteki diğer bazı hedefleri de dışarda bırakıyorsunuz.

 Bu yüzden akıllı olan şey, içine bakarak ve en çok neyi arzuladığınızı belirleyerek akıllıca seçim yapmaktır.

 Şimdi, tutkulu hissettiğiniz, ancak ustalaşacak kadar yetenekli hissetmediğiniz bir şey varsa, bu onu bir kenara itmeniz gerektiği anlamına gelmez. Unutmayın, eğitiminize devam etmek, yeni beceriler öğrenmek ve sahip olduklarınızı geliştirmek için asla geç değildir.

 Hedefiniz belirleyip bir sonraki adım, durumu metodolojik olarak incelemek ve yolunuzdaki zorlukları veya engelleri tanımlamaktır. Gerçekçi olmanın anahtarı budur.

 Sorunları görmezden gelmeyin çünkü çok kişiseldirler ve aşırı iyimser davranarak da potansiyel bir sorunu hafife almayın.

 Kabul etmek istemediğiniz bir kişilik özelliğiniz varsa, dikkat dağınıklığı eğilimi gibi, bundan kaçınmayın. 

Zayıflıklarınızı kabul etmek, sizi kontrol etmelerine izin vermekle aynı şey değildir. Var olduklarını kabul etmek, kendinizi geliştirmek ve eksikliklerinizi nasıl kontrol edeceğinizi öğrenmek için bir ilk adımdır.

 

Aşırı doğruluk ve şeffaflık, işyerindeki anlamlı ve uzun süreli ilişkilerin anahtarıdır.

 Yazar Ray Dalio, aynı zamanda Dalio'nun bir başka iş yapma prensipi olan 'aşırı doğruluk (süper gerçeklik) ve şeffaflık' ile faaliyet gösteren yatırım firması Bridgewater Associates in de kurucusu.

 Aşırı doğruluk, önemli sorunların gizli kalmamasını sağlamakla ilgilidir, bu da çalışanların düşüncelerini ifade etmekte özgür oldukları bir ortam yaratmak anlamına gelir. Bu tür bir şeffaflık, kötü kararlara karşı bir güvencedir, çünkü iş arkadaşları sürekli olarak iyileştirmeler yapmak ve hataları ortaya çıkmadan önce yakalamak için eleştirilerini paylaşacaktır.

 Bridgewater Associates'de aşırı doğruluk yöneticiler için de geçerlidir.

 Bir şirket bölümlerinden birini kapatmayı veya satmayı düşünürken, birçok yönetici işleri sessiz tutmaya ve yalnızca son dakikada çalışanlara söylemeye karar verir.

 Ancak bu senaryo Bridgewater'da oynandığında, üst düzey yöneticiler bir çalışan toplantısı düzenledi ve bekleyen satış konusunda tamamen samimi davrandılar.

 Mesele şu: eğer yöneticiler yaklaşan bir satış konusunda açık değilse, çalışanlar arasında büyük bir güvensizliğe ve düşmanlığa neden olabilir- çünkü, büyük olasılıkla, satışla ilgili söylentiler ne olursa olsun yayılacaktır. Öyleyse neden doğruyu söyleyerek saygı göstermiyorsunuz?

 

Şeffaflık aşırı doğruculuğa benzer. Bu, yönetimin çalışanlardan beklediği davranış ve çalışma türlerine karşı açık olmak veya tam tersi anlamına gelir.

 Yöneticiler ve çalışanlar uzun vadeli bir ilişkide ortak gibi davranmalıdırlar. Bu karşılıklı saygı göstermek, diğerinin en iyi ilgisini çeken şeylere bakmak ve kimin neyden sorumlu olduğu konusunda çok net olmak demektir.

 Çalışanların meslektaşlarına, onların umduklarından daha fazla ilgi gösterdiği takdirde çalışma ortamının kapasitesinin en zirvesinde olduğunu göreceksin. Evet, birçok kişi sadece kendi çıkarlarını gözettiği, kıran kırana çekişmenin olduğu çalışma ortamlarına alışık olduğu için bu nispeten radikal bir yaklaşım. Ancak çalışanların bencil tavırlarını terk edip cömertlik, birlikte çalışma ve dürüst bir şeffaflık ile aralarında güçlü ilişkiler geliştirmeye başladıkları takdirde, kalitenin ve üretkenliğin arttığını göreceksin.

 Aşırı gerçeklik performans değerlendirmelerine de uzanır.

 Aldatıcı olmak her zaman kötü niyetli bir davranış değildir. Aslında insanlar kibar olmaya kalkışırken sıklıkla en aldatıcı hallerine dönüşürler.

 Bir zamanlar yazar, bir çalışanını Bölüm Başkanlığına yükseltmeyi düşünüyordu.

 Bu çalışanın iş arkadaşlarının çoğunun onun işi hak ettiğini hissettiklerini biliyordu.

 Bununla birlikte, yazar her çalışan için yüzlerce veri içeren şirketin performans izleme sistemine baktığında, kanıtlar farklı bir hikaye anlattı- terfi için değerlendirilen çalışanın iş için doğru nitelikleri yoktu.

 Bu durumda yapılacak en iyi şeyin, çalışanlara meslektaşlarının övgüsüne dayalı bir pozisyon vermek olduğunu düşünebilirsiniz, ancak başarının sırrı radikal bir nezaket değil, radikal bir gerçektir. Ve gerçek şu ki, çalışanın terfi için hazır olmadığına dair kanıtları göz ardı ederek herkese bir kötülük yapacaksınız.

 Çoğu insan yeteneklerini ve yaptıkları iş miktarını abarttığından, problemleri önlemek için doğru değerlendirmeler yapmak şarttır.

 Yazar Bridgewater Associates çalışanlarını sorguladığında ve şirketin başarılarının yüzde kaçının sorumluluklarında olduğunu tahmin etmelerini istediğinde, birleştirilmiş yüzdeler yüzde 301'e kadar yükseldi. Açıkçası, yöneticiler her bireyin ne kadar iş yaptığını doğru bir şekilde anlamalıdır, çünkü çalışanlar genellikle yapmazlar.

 Ancak doğruluk ve dürüstlük sadece genel manada iş için değil, aynı zamanda her çalışan için de iyidir.

 Psikologlar kişisel gelişim için en büyük motivasyonun, bir hata yaptıktan sonra hissettiğiniz acı olduğuna inanmaktadır. Bir daha asla böyle hissetmek istemediğiniz bir şeyi yanlış yaptığınız için çok korkunç hissettiğinizde, buna “dibe vurmak” denir- ve genellikle bir kişinin nihayetinde yollarını değiştirmek için ihtiyaç duyduğu şeydir.

 Bir çalışanın eksikliklerini çözmenin çok zaman alıcı olduğunu hatırlamak da önemlidir, bu nedenle başarıyı takdir etmeye öncelik verilmelidir.

 Güçlü yönleriyle ilgilendiğin bir çalışanı, iyi çalışmaya teşvik etmek nispeten basit bir konudur. Sorunlar için ise, nedenin belirlenmesi ve çözümlerin üzerinde çalışılması gerekir ki bunların hepsi çok daha fazla zaman ve kaynak gerektirebilir.

 Akış şemaları ve ölçümler, gelişmiş performans için mükemmel araçlardır.

 İşletmeniz için bir hedefiniz olduğunda, çalışanlarınızı bir motorun parçaları olarak düşünmeye başlayabilirsiniz. Şirketinize güç veren bir motor veya hedefine giden yolda ilerleyen bir motor.

 Yazarın amacı, müşterilere yatırımlarından mümkün olan en iyi getiriyi sağlamaktı. Ve sık sık tamircinin Bridgewater makinesinin motorunu geliştirmek için kaputu açtığını hissetti.

 Mekanik ve makine olarak yöneticinin bu benzetmesi, zihninizi işin sorumluluklarına ve nelerin onarılması gerektiğine odaklamanın harika bir yoludur.

 Her makinede, işin bir çalışandan diğerine bitinceye kadar nasıl girip ilerlediğini açıkça gösteren bir süreç akış şeması olmalıdır. Elinizdeki bu araçla, her zaman sorunların oluştuğu yeri ve sizin, (tamircinin) ne yapmanız gerektiğini tam olarak tespit edebileceksiniz.

 Kimse bir çalışanı kınamaktan veya kovmaktan hoşlanmaz, ancak başarının temel ilkelerinden birinin gerçekçi olmak olduğunu unutmayın. Bu, hoş olmayan işlerden kaçınmanın bir yolu olduğunu düşünerek kendinizi kandıramazsınız.

 Makinenizi olası bakım gereksinimleri açısından kontrol etmek için bir başka harika araç da metrikler veya performans ölçümleridir.

 Performansı doğru bir şekilde ölçmek için bir sisteminiz olması, bir şeyler ters gittiğinde sizi uyarmak için makineniz için yanıp sönen ışıklarla dolu bir gösterge panosuna sahip olmak gibidir.

 Metrikler üretkenliği önemli ölçüde artırabilir. Tarafsız, doğru ve güvenilir olduklarından, aşırı gerçeklik ve şeffaflığı uygulayan bir ortama mükemmel şekilde uyarlar. Çalışanların tam olarak ne yaptığını ve bunu ne kadar iyi yaptığını doğru bir şekilde incelediğinizde, denetim işinin neredeyse kendi kendine halledildiğini göreceksiniz!

 Artık motorunuzun sorunsuz çalışmasını nasıl sağlayacağınızı biliyorsunuz.

 Sağlam bir makinenin nasıl oluşturulacağına bakalım.

 Yukarıdan aşağıya organizasyonlar oluşturun ve yönetici-çalışan oranlarına dikkat edin.

 Hedeflerinize doğru ilerledikçe, sorunların ortaya çıkması sadece an meselesidir.

 Ancak yoldaki bu darbelere maruz kalmak, paniğe kapılmanız veya caydırılmanız için bir sebep değildir. Sorunlara çözüm geliştirmenin, kaç şirketi iyileştirdiğini, başka bir deyişle, çoğu sorunun makinenize yakıt sağladığının farkında olmanız gerekir.

 Ancak, sorunları avantajlara dönüştürmeyi umuyorsanız, işinizi, sorunların fark edilmesini ve çözümlerin mümkün olan en kısa sürede uygulanmasını sağlayacak şekilde tasarlamanız gerekir.

 Organizasyonunuzu oluşturmanın en iyi yollarından biri yukarıdan aşağıya doğru.

 İyi bir iş yapısını bir binanın tersi olarak düşünebilirsiniz- temeliniz en üstte yer alır, yani her şeyden önce büyük yöneticilere sahip olduğunuzdan emin olmanız gerekir.

 Her yönetici güvenilir olmalı ve yüksek standartlara sahip olmalıdır. Durum böyle değilse, zayıflıkları ve kötü performansı sonunda personeline yansıyacaktır. Öte yandan, yapılan mükemmel işler için takdirlerini gösteren ve güçlü gözetim ve sıkı kalite kontrolüne sahip olan yöneticiler, büyük performans seviyelerine ulaşan çalışanlarına da öncülük edecektir.

 Sorunların hızlı bir şekilde çözülebilmesi için, her departmana ihtiyaç duydukları kaynaklar üzerinde belirli bir miktarda insiyatif alma ve kontrol verilmelidir. 

Bürokrasi departmanların hızlı hareket etmesini engelliyorsa, ekipleriniz işlerini yapamaz. Son olarak, yöneticilerin personele karşı denge oranını koruması da akıllıca olacaktır. 

İyi bir kural, on ile bir oranını aşmamaktır. İdeal oran, her yönetici için beş değeri çalışana daha yakındır; çünkü bu, yöneticilerinize her çalışanla anlamlı ilişkiler ve karşılıklı anlayışa sahip olma şansı verecektir. Ancak, takım boyutlarına katı kurallar koymak yerine, her yöneticinin yeteneklerini değerlendirip buna göre ilerleyerek en iyi sonuçları elde edersiniz. Şimdi, yazarın inanılmaz başarı elde etmek için kullandığı ilkeler hakkında temel bir fikriniz var. 

Onları kullanmaya ve kuruluşunuzu sürekli gelişen ve sürekli kazanan bir işletmeye dönüştürmeye başlamak size kalmıştır. 

Son özet Bu kitaptaki anahtar mesaj: Sağlam ilkeler koleksiyonu, en kaotik ve kafa karıştırıcı zamanlarda bile karar vermenize yardımcı olacaktır. Bu ilkeler size bağlıdır, ancak birlikte çalıştığınız tüm insanlarla radikal olarak doğru ve radikal olarak şeffaf ilişkiler kurmak her zaman iyi bir fikirdir. 

Yönetici olarak, bir tamirci gibisiniz ve şirketiniz bir makine gibidir. Akış şemalarını ve metrikleri kullanarak işleri sorunsuz bir şekilde yürütebilir ve yukarıdan aşağıya doğru oluşturarak ve yönetici-çalışan oranlarını nispeten küçük tutarak şirketinizin sağlam olmasını sağlayabilirsiniz.


16:23

İRADE EĞİTİMİ JULES PAYOT

Yazar:



Sürekli çaba sarf etmek zor bir iştir. İnsan, bir çabayı uzun süre sarf etmeye ancak ihtiyaç halinde mecbur olur.

Fakat bilmez ki her işte, az çok yorucu bir gayret sarf etmek lazımdır. Hiçbir sevinç zahmetsiz elde edilemez. Her saadet bir enerji gerektirir. Bir kitap okumak, bir müzeyi gezmek, ormanda bir gezinti yapmak...

Gayretin dağılmasının en büyük mahsuru; hiçbir düşüncenin tamamlanmasına vakit kalmamasıdır. Denilebilir ki bazı fikirler ve bazı hisler gelip geçici yolcuların bir otelde yerleşmeleri gibi bir müddet sonra unutacağımız yabancılar gibidir ve öyle de kalırlar.

Aslında, kişisel gayretin zor olması onun düzenlilik ve tutarlılık gerektirmesindendir.

Kendi kıymetimizin ancak irademizle ölçüleceğini his ve takdir ediyoruz.

Başkalarının irademiz hakkındaki bütün şüpheleri bizi müthiş surette rencide etmez mi? Çalışma kuvvetimizi inkar etmek bizi korkaklık ve zayıflık ile itham etmek değil midir? Bir işte gayret ve sebat etmek hususunda bizi kabiliyetsiz zannetmek, bizi düzelmesi mümkün olmayan basit bir adammışız gibi bir nazarla ele almak değil midir? Görülüyor ki herkes iradenin lüzum ve önemini takdir ediyor. Kitabımız karasız ve ham arzulu bir gençte çalışmak arzusunun evvela kesin, şiddetli ve devamlı bir karar, daha sonra kuvvetli bir alışkanlık haline takviyesi için uygulayacağı yolların incelenmesinden ibarettir.

O halde takip edilecek gaye; yoğun ve devamlı dikkat gayretini elde etmekten ibarettir. Gençleri her gün bu türden zor ve devamlı bir gayreti, yüksek bir cesaretle tekrar etmeye alıştırmaktır.

Böyle olduğu taktirde fikirler yavaş yavaş ve devamlı bir biçimde artan tesirleriyle ilişki dairelerini genişletmiş olurlar.

Derler ki her keşif bir iradenin mahsulüdür.
İşte size bir misal; Newton yerçekimi kanununu keşfetmek için mütemadiyen büyük bir gayret sarf ederek aynı şeyi düşünüyordu. Eğer dehanın uzun bir sabırdan ibaret olduğu hakkında şüphesi olan varsa Darwin'in itiraflarını dinlesin.
O diyor ki: ''Okuma ve düşünme konusu olarak gördüğüm şeyler üzerinde beni doğrudan doğruya düşündüren şeylerden başkasını seçmezdim. Eminim ki ilimdeki bütün başarılarımı temin eden bu disiplindir.'' Onun oğlu ''Babam'' diyor, ''bir mevzuyu bütün bir sene zarfında gözünden kaybetmemek kuvvetine sahipti.'' 

Zihni faaliyet için takip edilecek gaye; iradi dikkat gayretinden ibarettir.

Fikirlerimiz, duygusal hallerimiz, hareketlerimiz.

Tembelliğe, basit ve manasız zevklerimize karşı mücadele etmek toprak bir kabın demir bir kaba çarpmasına benzer.

Artık iyice anlaşıldı ki zeka, tek başına hiç bir kuvvete sahip değildir.

Mösyö Ribot bariz örneklerle gösterdi ki hisleri takip eden neşe ve sevinç olmayınca, fikir kuru ve soğuk kaldıkça zeki bir adam bir imza atmak için bile elini hareket ettirmekten acizdir. Aslında hissediyoruz ki fikir yalnız kalırsa çok kuvvetli değildir.

Bir şeyi okurken kelimeler yüksek sesle telaffuz edilebilir. 
Yeni bir hedefin, hareket noktamız olmasını ve zihinde zaferini temin etmek istediğimiz bir fikre bu suretle onu (zaferi) zorla ipnoze edebiliriz.
Misal yüksek sesle konuşur ve fikrimizi yazarız!
Çünkü kelimeyi işitmeksizin telafuz etmek zordur.

Fikirlerimiz üzerinde büyük bir kuvvete sahibiz. Fakat yazık ki tembelliğe ve şehvetimize karşı fikirlerimizin kuvveti hemen hemen ikinci derecededir.

Bir karar verince onu farklı fikirler arasından bizzat seçtiğimizi zannederiz. Fakat maalesef onlar hemen daima kendimiz tarafından değil, belki kendi kendine verilmişlerdir.

Kuvvetli bir hassasiyet insanın kendi nefsine karşı kuvvetli bir hakimiyet icra etmesine hizmet eden bir şart ve vasıtadır. Fakat bunu yapabilmek için bu hassasiyet eğitilmeye muhtaçtır.

Tarih ve tecrübe gösteriyor ki bu vadide idare edilen en ziyade hırslı karakterler kendi vazife hislerinde en ziyade sebat ve ciddiyet gösteriyorlar.

Gerçekten nefse hakimiyet bir hile ve bir tuzaktır.

''Yevmin cedit, rızkın cedit''

Eskiden yaygın olan bir deyim. Yeni gün yeni rızık anlamına gelir.

Kendi serbestliğini kazanmak için hiçbir çaba sarf etmeyenlere tavsiye edilmesi uygun olan kural kesinlikle zaruri bir kural değildir. Herkes böyle bir kural veya kanunu kendinde yapmaya muvaffak olabilir.

Gerçekten bugün sahip olmadığımız irade hakimiyetini kazanmamıza ''zaman'' hizmet eder.

Kendi kendimizi eğitmek işi en makbul olanıdır. Fakat bu iş gayet zor ve karmaşıktır. Evvela kendi ruhi hallerimiz hakkında derin bir bilgiyi ve onun kaynaklarını öğrenmeye zorunlu kılar.

Bu fikre karşı daha önce var olan hislerden bir dayanak bulmak gerekecektir.

İradenin tembelliğe ve atalete karşı koyması için onun dayanmasına yarayan bütün doğal kuvvetleri bir şebeke halinde toplamak hiç faydasız değildir. Uzun emekler ve bütün kalbi bağlılıklarla vücuda gelen bu kitap için sarf edilen uzun ve usanç veren çaba serisinde enerjinin dayandığı şeyin ne olduğu tetkik edilirse belirli bir maksat ve gayeye yönelik hislerin birlik halinde bir kuvveti olduğu görülür. İşin çok yüksek bir derecede verdiği enerji hissi, yüksek bir gayenin tekibinden dolayı üstünlük duygusu, faydalı ve verimli bir surette idare edilen bir faaliyetin verdiği maddi bir ferah...

Hiçbir tembel yoktur ki hiçbir iş yapmamanın çok yüksek sebeplerini arz etmesin ve kendisini çalışmaya teşvik eden bir kimsee kuvvetli cevaplar vermemiş olsun!

Bir kaç günden beri bizi rahatsız eden bu işten büyük cesaretle hemen yakamızı kurtaralım.

Keza çabuk iş başına!!!

Bir an hayatını düzenleyen ve bu sayede istikbali şimdiden görenler çok azdırlar. Bir çok insanlar algıların düzensiz istilasına kendilerini kaptırırlar.

Başarının sırrı: maksat ve gayemiz için faydalı olan her şeyden istifade etmektir.

Hayatta ve siyasette olduğu gibi başarılar da çabaların aynı istikamete doğru devam etmesiyle elde edilebilir. Bir istikamete yönelen bir faaliyet ise derin bir tefekkürü gerektirir. 

Kitap çoğu eski Türkçe ile yazılmış kelimelerden oluşuyor. 69 sayfa olmasına rağmen 3 günde bitirdim :) Genel olarak kitaptan anladığım ve anlatmak istenen bir şeyi yapmak istiyorsan o şey ile ilgili duygularımızı güçlü nedenlere bağlamak o zaman irademizi geliştirebiliriz. 

Okunması gereken bir kitap...










05:00

Sade Yaşam İçin Küçük Bir Adım

Yazar:

Toplumlara, değerliliğin ve mutluluğun tüketmekle eş değer olduğunu dikte eden bu sistem, kendi çarklarını döndürmek ve ceplerini doldurmak için kişilere mutluluk vadeden sahte ihtiyaç listesi hazırlayarak, onları ‘’çalış-kazan-harca’’ kıskacı içine hapsetmiştir.



Mutlu bir yaşam için hep daha fazlasına sahip olmak ve sürekli tüketmek gerektiğine inandırılmış çağımız insanı vadedilen mutluluk yerine ancak havayı kucaklamıştır.

''Yürümeye başlayacağım bu yeni yolda hamal değil, yolcu olmak ve geçmişin sıkıntılarından, geleceğin kaygılarından uzaklaşıp kalıcı mutluluğa ulaşmak için nasıl bir yol izlemeliyim?'' diye kara kara düşünürken iki kavramla burun buruna geldim.

Minimalizm ve sade yaşam.

Affluenza, tüketim kültürü eleştirmeleri tarafından, refah anlamına gelen 'affluenza' ve viral, gribal hastalık anlamına gelen 'influenza' kelimelerinin birleşiminden üretilmiş tüketicilik hastalığı anlamında kullanılan bir kelimedir.

Bu terimin kaynaklardaki tanımlarıysa şu şekildedir.

- Acı veren, bulaşıcı, daha fazlasını istemeye sebep olan israf, kaygı, borç, fazla çalışma hastalığıdır.

- Kişinin çevresine ayak uydurma gayretinin sonucu olan şişkin, tembel ve doyurulmamış duygulardır.

- Ekonomik büyüme bağımlılığıdır.

Mottosu, 'Daha çok kazan, daha çok harca ve daha çok iste!'' olan affluenza aslında bir tüketim bağımlılığıdır.

''Kendini mutlu etmeyi ve ödüllendirmeyi öğrenmelisin. Sen her şeyin en iyisine layıksın. Canın ne istiyorsa onu yap, onu al ve onu tüket!'' söylemlerinin etkisiyle mutsuzluğumuzun yüzüne, sahte gülüşlü tüketim maskelerini taktık.

Doktorlarında ifade ettiği gibi tedavinin ilk adımı hastalığın farkına varmaktır. Zira ancak bu farkındalıkla çözüm yolu bulabiliriz. Peki, o halde, belirtisi kronik mutsuzluk, teşhisi affluenza olan bu hastalığın reçetesi nedir?

Reçete: Sade Yaşam ve Minimalizm

Bizi bağımlı yapan şey, neye ve ne kadarına ihtiyaç duyduğumuzu bilmeden sınırsızca tüketmektir.

Sistem mutluluk vadetti ve karşılığında yaşam alanlarımızı ve ruhumuzu faydasız şeylerle doldurup bizleri nesnelerin esiri haline getirdi. Sistem kazandıkça kazandı, bizler tükettikçe tükettik.

Franz Kafka;
''Dışarıya kapanmak, esasen içeri açılmaktır. Huzur mu istiyorsun? Az eşya, az insan.''

Fransızca kökenli 'minimum.' sözcüğünden türeyen ve 'bir şey için gerekli, en az veya en küçük miktar' olarak tanımlanan minimalizm, 1960 larda bir modern sanat akımı olarak ortaya çıkmıştır. Alman filozof Hegel'in, 'Sade ama basit olmayan, yalın ama yavan olmayan bir güzellik anlayışıdır.' şeklinde tanımladığı minimalizmin Türkçedeki en yakın karşılığı sadecilik olarak ifade edilir.

Minimalizm, ihtiyacımız olduğu kadarına sahip olmak ve ihtiyacımız olanı tüketmek anlamına gelir. Modern toplum, ''Konforlu bir yaşam sürmek için pek çok şeye sahip olman gerekir,'' yalanı ile bireyleri aldatırken minimal felsefe bunun tam tersini söyler.

Minimalizme göre sahip olunan her şey, beraberinde kaybetme endişesi getirir.

Eflatun;
''Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.''

Mahatma Gandi;
''Basit yaşa ki başkaları da var olabilsin,'' diyerek sade yaşamın gerekliliğine dikkat çekmiştir.

6 Nedenle alışveriş yaptığımız tespit edilmiştir.

* Eğer alışverişe gittiğinizde etrafınızda olup bitenleri fark etmeyecek kadar akıntıya kapılmamışçasına alışveriş yapıyor ve zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsak maceracı olarak tanımlanabiliriz.

* Sosyalleşmek için alışveriş yaptığımız söylenebilir.
* Stresten kurtulmak, üzerimizdeki negatif enerjiyi atmak ve kafamızdaki problemleri unutmak için alışveriş yapıyorsak rahatlamak istiyoruzdur. 
* Yeni ürünleri ve modayı takip etmek, başkasında olmayan bir ürünü bulabilmek için alışveriş yapıyorsak fikir edinme niyetindeyiz.
* Başkalarına hediye almak için alışveriş yapmayı seviyorsak ve bu bize keyif veriyorsa başkalarını mutlu etmek, başlıca alışveriş hedeflerimiz arasındadır.
* İndirim zamanlarını takip edip düşük fiyatları araştırmayı ve pazarlık yapmayı seviyorsak değer elde etmek için alışveriş yapıyoruz demektir.

Jean Baudrillard;

''İnsanlar artık ihtiyaç duyduğu için tüketmiyor, tüketmeye ihtiyaç duyuyor.''

Minimalizmin özü, en az olanla yaşama becerisi kazanmaktır.

Huzurlu bir yaşam için nelerden vazgeçmem ve nelere sahip olmam gerekir?
Hangi meşguliyetler beni mutlu ediyor ve hangileri beni tüketiyor?
Sahip olmak için peşinden koştuğum bunca şeyin hayatımdaki gerçek yeri ve anlamı nedir?

Haemin Sunim;

'Sevgili Genç Dostum,

Sırf biraz geride kaldım diye moralini bozma. Hayat, arkadaşlarına karşı yarıştığın bir yüz metre koşusu değil. Hayat, kendine karşı yarıştığın ömürlük bir maratondur. Arkadaşlarını geçmeye odaklanmak yerine, önce kendi benzersiz rengini keşfetmeye çalış.'

Muhammed (s.a.v.) ashabıyla otururlarken,

''Dere kenarında abdest alıyor bile dahi olsanız suyu tasarruflu kullanınız,'' diye buyurmuştur.
Cemaatten biri, ''Ya Resulullah, derenin suyu akıp gidiyor. Biz tasarruflu da kullansak, tasarruf etmeden de kullansak yine akıp gidecek. Bunun bize ne faydası olacak?'' deyince,

Hz. Muhammed (s.a.v.) ''Önemli olan suyun akıp gitmesi değil, senin tasarruf terbiyesi içinde yetişmendir,'' buyurmuştur. 

Kur'an, ''De ki; İhtiyaç fazlasını verin,''
ayetiyle ihtiyaç fazlasından ve insanları kıskançlığa sevk edecek yaşamdan uzak durmamızı emrederek bize orta yolu tavsiye eder.

Akan nehirde abdest alırken dahi suyun israf edilmemesini öğütleyerek tasarruf terbiyesine dikkat çeken Hz. Muhammed'in (s.a.v.) örnek hayatını bilen kişiler olarak minimalizm ve sade yaşam kavramlarının yeni keşfedilen bir şeymiş gibi ifade edilmesinden belki rahatsızlık duyabilirsiniz. Ancak unutmamalıdır ki pek çok konuda olduğu gibi sadeleşme konusunda da eyleme dökülmeyen bilgilere sahip olmamızın manevi yaşama hiç bir katkısı olmayacaktır. Zira bilmek başka, bilinen şeyi hakkında uygulamak bambaşkadır ve bu konudaki noksanlığımız aşikardır.


Misafirlerime, ' Ben artık minimalist oldum kalabalık ve yatılı misafir ağırlamıyorum,' diyemediğim gibi çay ikram ettiğim aile büyüğüme de, 'Burası minimal bir ev ve biz zigon sehba kullanmıyoruz. Bardağı şöyle sağ elinize, çekirdeği de şöyle sol dizinize vereyim,' diyerek ölümle burun buruna gelmeyi elbette istemezdim.

'Sadeleşme bana göre değil. Ben sahip olduğum her şeyi kullanıyorum, sık sık misafir ağırlıyorum. Ya lazım olursa? Hem bu eşyaları değiştirmeden sade yaşama geçilmez,'' gibi endişe ve bahaneler ile bir köşeye çekilmek ve kendimi minimalistlerin ortak hissi olan hafiflik, özgürlük duygularından ve daha anlam dolu bir yaşamdan mahrum bırakmak istemedim.

Peki ama bunca engele karşı karşıya iken kendi realitemize ve içinde bulunduğumuz kültürün gerektirdiklerine ters düşmeden, daha önemlisi kapitalizmin yeni oyuncağı haline gelmeden bizi istediğimiz kalıcı sade yaşam hedefine ulaştıracak yöntem ne olmalıydı?

İzleyenler muhakkak hatırlayacaktır, Esaretin bedeni adlı filmde, başarılı bir bankacı olan ancak işlemediği bir suçtan ötürü hapse düşen ve suçsuzluğunu ispatlamadığı için ağırlaştırılmış müebbet alan Andy, seçimini ölmekten yana değil, yaşamaktan yana kullanmış ve bir kaçış planı hazırlamıştı. Andy, hedefine öyle odaklanmıştı ki tam 19 sene elindeki minicik heykel oyma keskisiyle duvarında bir tünel açmış ve açtığı tüneli duvarda asılı olan posterle saklamıştı. Andy'nin hapishaneden kaçış anını şaşkınlıkla seyrederken bir yandan da tünelden çıkan toprakları nereye, nasıl götürdüğünü merak etmiştim. Neyse ki, çok geçmeden soruma cevap olacak sahneyle göz göze geldim. Andy her gece tüneli yavaş yavaş kazmış ve çıkan toprakları da bir sonraki gün pantolonunun paçasına saklayarak hapishane bahçesine dökmüştü. İşte tam bu sahnede bir aydınlanma yaşadım. Kırk yıl düşünsem sadeleşme yöntemiyle ilgili kafa karışıklığımın, bir film sahnesiyle son bulacağı aklıma gelmezdi. Aradığım şey buydu! Hedefe odaklan, sabırlı ol, sakin ve sessizce, yani kimseye çaktırmadan, özgürlüğe kavuş.

Mevlana;

''Ey tez canlı, aceleci, ham kişi! Bir dama bir basamak basamak merdivenle çıkılır. Tencereyi ocakta yavaş yavaş ustaca kaynatmak gerekir. Delice kaynayan tencerenin pişirdiği yemekten hayır gelmez.''

Lao Tzu;

''Binlerce kilometrelik bir yolculuk atılacak tek bir adımla başlar.''

Japon inancına göre, evrenin yapısı her an değiştirebileceğinden maddeye koşulsuz bağlanma doğru değildir ve sahip olunan şeylerin bir gün yok olabileceği gerçeği kabullenmek, sade yaşama atılan ilk adım sayılır. Ayrıca ülkede yaşanan depremlerin, maddi hasara yol açması Japon toplumunun sade yaşam tarzını benimsemesinde etkili olmuştur. 

Minmalizm ile ilgili araştırmalarım şunu gösterdi ki bir şeyi hedeflemiş, hedefini tutku haline getirmiş ve nihayetinde hedefine ulaşmış Japonların bu başarısı kaizen felsefesi ve 5S kurallarından ileri geliyor.

Kaizen felsefesi Japonca değişim anlamına gelen ''kai'' ve iyi olmak anlamına gelen ''zen'' kelimelerinden türemiştir. Japonların, ''ayakta kalabilmek için sürekli ilerlemek '' şeklinde tanımladıkları kaizen, Japon ekonomisinin yapı taşıdır. 

Kaizene olan ilginin sebebi ne olursa olsun (kilo vermek, kitap okumak, olumsuz alışkanlıkları yok etmek, bir sınava hazırlanmak vb.) kaizen teknikleri tüm bu hedefler için uygulanabilir etkili ve kalıcı bir değişim sistemidir. Kaizene göre en iyi yoktur, en iyiyi aramak vardır ve yaşamın tüm evrelerinde gelişmek yararlıdır.

Türk Atasözü;

''Küçük bir delik büyük bir gemiyi batırır.''

Kişi hedefi her neyse, o iş için uygun olan bir kaizen sorusunu birkaç gün ya da bir hafta sürekli olarak kendine sormalıdır. Beyne sürekli olarak aynı küçük soruları sormak ve sabırla cevap beklemek, beyin zarını harekete geçirir. Korkuların üstesinden gelmeye yarayan bu olumlu ve küçük sorulara kaizen soruları da diyebiliriz.

* Daha verimli olabilmek için atabileceğim en küçük adım nedir?

* Sağlığımı daha iyi hale getirebilmek için hangi küçük adımı atabilirim?

* Eğer başarısız olmayacağım garanti olsaydı, şimdikinden farklı ne yapmak isterdim?

* Bendeki, eşimdeki ya da kurduğum işteki küçük fakat özel olan şey nedir?

* Kredi kartı borcumu asgari düzeye indirmek için hangi küçük harcamadan kaçınabilirim?

Küçük sorular ardından küçük eylemler doğurur. Çok az zaman ve para gerektiren bu küçük eylemler kaizenin temelini oluşturur.

Haemın Sunım;

''Büyük hayaller kur ama işe ufak ufak başla. Küçük bir düzenleme hayatında çok büyük bir etki yaratabilir. Örneğin, daha mutlu olmak istiyorsan yatağa yarım saat erken girerek başla. Kilo vermek istiyorsan işe gazoz yerine su içerek başla. Tamamlamam gereken önemli bir proje varsa işe, masanı düzenlemekle başla.

Belki çok uzun bir yazı oldu ama çok ciddi bir konu olduğunu düşünüyorum. Kitapta yazılan ve okunması gereken harika bölümler daha var okumanızı tavsiye ederim. 
Bu konu üzerine izlediğim belgeselinden de bazı sözleri ekledim. Minimalist bir yaşam günümüz tüketim çağında gerekli bir çaba olacaktır.


İnsanları sevin ve eşyaları kullanın,
Çünkü tam tersi asla işe yaramaz.

İnsanlık kimliğimiz ne yaptığımızla değil, neye sahip olduğumuzla ölçüyor. Ama şunu keşfettik ki, bu eşyalar bu tüketim malları hayatın anlamına ulaşmanıza yardımcı olmayacak. 
Biriktirdiğimiz eşyaların, hayatımızdaki o amaçsız boşluğu doldurmadığını öğrendik. Bu bir mutluluk ya da rahatlama mesajı değil, bu bir hakikattir, bu bir uyarıdır.

Hayal ettiğiniz şey, amacı olan bir hayat.
Mükemmel bir hayat değil, kolay bir hayat değil ama basit bir hayat.
Minimalizm aslında bu deliliği durduralım demenin bir yolu.

Joshua Frields Millburn ve Ryan Nicodemus